İçeriğe geç
Edirne Link

Gündelik meraklara, burçlara ve küçük keşiflere

İlişkiler 3 dk okuma

Kardeş Kıskançlığı: Bastırmak Yerine Yönetmenin Yolları

Kardeş kıskançlığı sevgi eksikliğinin değil, kaybetme korkusunun işaretidir. Eşitlik yerine uygunluk kurmak dengeyi değiştirir.

Yazar: Nihan Erdemir

Yeni bebek eve geldiğinde herkes bebeğe bakar. Bir tek büyük çocuk, odanın köşesinden hem bebeğe hem de bebeğe bakanlara bakar. Birkaç gün sonra yeniden altını ıslatmaya başlar, konuşurken sesini inceltir, gece uyanır. Aile bunu genellikle "gerileme" diye adlandırır ve endişelenir. Oysa çocuk son derece mantıklı bir hesap yapmaktadır: ilgiyi bebek gibi davranan biri topluyorsa, bebek gibi davranmak akıllıcadır.

Kardeş kıskançlığı, ailelerin en çok utandığı ve en az konuştuğu konulardan biridir. Çünkü kıskançlık, sevgi eksikliğinin işareti sanılır. Gerçekte tam tersidir: çocuk kıskanıyorsa, kaybetmekten korktuğu değerli bir şey var demektir. Sorun duygunun kendisi değil, o duyguyla ne yapıldığıdır.

Yer değiştiren bir taht

İlk çocuk için kardeşin gelişi, hayatındaki en büyük yapısal değişikliktir. O güne kadar ailenin tek odağıydı; artık paylaşmak zorunda. Yetişkinler bu durumu "kardeşi olacak, ne güzel" diye çerçeveler ama çocuğun deneyimi çoğu zaman bu kadar parlak değildir. Bir yetişkin için benzer duyguyu anlamanın yolu şudur: eşiniz eve ikinci bir eş getirse ve "artık ona da yer açacaksın, çok mutlu olacaksın" dense ne hissederdiniz?

Bu benzetme kaba görünse de çocuğun iç dünyasına yakındır. Bu yüzden çocuğa "kıskanmamalısın" demek işe yaramaz. Duyguyu yasaklamak duyguyu yok etmez, sadece görünmez kılar. Görünmez olan kıskançlık ise bebek uyurken çimdiklemek, oyuncağını saklamak gibi dolaylı yollardan çıkar.

Eşitlik değil, uygunluk

Birçok aile çözümü mutlak eşitlikte arar. İki çocuğa aynı oyuncak, aynı süre, aynı porsiyon. Ancak bu strateji uzun vadede yorucudur ve çocukları sürekli ölçüm yapan muhasebecilere dönüştürür. Çocuk her an "onunkine daha fazla koydun" demeye hazır hale gelir çünkü ailenin kendisi bu ölçüm dilini kurmuştur.

Daha sürdürülebilir olan, eşitlik yerine uygunluktur. "Sen sekiz yaşındasın, yatma saatin farklı; kardeşin üç yaşında, onun ihtiyacı farklı." Bu cümle çocuğa herkesin kendi ihtiyacına göre karşılık gördüğünü öğretir. Uygunluk dili, çocuğu kıyas yapmaktan çıkarıp kendi yerini tanımaya davet eder.

Baş başa geçen on beş dakika

Kıskançlığı azaltan en etkili uygulamalardan biri şaşırtıcı derecede basittir: her çocukla, kesintisiz, kısa ama düzenli bir zaman geçirmek. On beş dakika, telefon yok, kardeş yok, iş konuşması yok. Bu sürenin uzunluğundan çok öngörülebilir olması önemlidir. Çocuk sırasının geleceğini biliyorsa, sırayı kapmak için mücadele etme ihtiyacı azalır.

Bu zamanın içeriğini çocuğun seçmesi de değerlidir. Yetişkinin yönlendirdiği her etkinlik, farkında olmadan bir öğretme seansına dönüşür. Oysa çocuğun ihtiyacı öğretilmek değil, seçilmektir. Kendi seçtiği oyunda ebeveynini tam olarak yanında bulan çocuk, bir süre sonra kardeşine karşı da daha yumuşar.

Kavgada kim haklı sorusu

Kardeşler kavga ettiğinde ailenin ilk refleksi soruşturma açmaktır: kim başlattı, kim vurdu, kim haksız. Bu soruşturma neredeyse hiçbir zaman adil sonuçlanmaz çünkü olayın tamamını gören yoktur. Dahası hakemlik, çocuklara bir ders verir: haklı çıkmak için ebeveyni ikna etmek gerekir. Böylece kavgalar artar, çünkü kavga artık bir ilgi ve zafer arenasıdır.

Daha işlevli yaklaşım, tarafları değil kuralı hatırlatmaktır. "Bu evde birbirimize vurmuyoruz. İkinize de aynı şeyi söylüyorum." Sonra çözümü mümkün olduğunca çocuklara bırakmak. "Bu oyuncakla ikiniz de oynamak istiyorsunuz. On dakikanız var, bir çözüm bulun, bulamazsanız oyuncak bir süre benimle kalır." Bu yöntem başta zaman alır ama zamanla çocuklara müzakere etmeyi öğretir.

Uzun vadede kalan şey

Kardeş ilişkisi, insanın hayatındaki en uzun ilişkidir; çoğu zaman ebeveynlerden de eşlerden de uzun sürer. Çocuklukta kurulan denge, otuz yıl sonra miras masasında, hastane koridorunda, bayram sofrasında yeniden karşımıza çıkar. Bu yüzden kıskançlığı bastırmak yerine yönetmek, sadece bugünün huzuru için değil, kardeşlerin gelecekteki bağı için de önemlidir.

Ailenin ideali kıskançlığı sıfırlamak olmamalı. Hiç kıskanmayan kardeşler yoktur; olsa olsa kıskançlığını söyleyebilen ve söyleyemeyen kardeşler vardır. Söyleyebilenler, o duyguyu bir gün geride bırakabilir. Söyleyemeyenler ise çoğu zaman onu sessizce taşımaya devam eder.